| |
 |
|
|
| Anasayfa / Zile / Zile Şiirleri |
BİZİM ZİLE |
Anlatayım size dilim dönesi,
Tokat’a bağlıdır Zile’miz bizim.
Surlarda yükselir Saat Kulesi,
Roma’dan kalmadır, kalemiz bizim.
En az beşbin yıllık var tarihimiz,
Selçuklu, Osmanlı kokar yelimiz.
Hem kitap, hem kılıç tutar elimiz,
Düşmana siperdir, sinemiz bizim.
“Veni Vidi Vici” Sezar’ın sözü,
“Geldim, gördüm, yendim” anlamı, özü,
İncitme yoksulu, gözet öksüzü,
Böyle öğüt verir, ninemiz bizim.
Kuzeyinde Karadini bağları,
İlkbaharda coşkun akar çayları.
Bağbozumu, eylül-ekim ayları,
Üzümden yapılır, “köme”miz bizim.
Beyaz Pekmez’imiz dillere destan,
Evden eksik etmez onu her insan.
Doğruluk, dürüstlük zikreder lisan,
Yoktur yalanımız, hilemiz bizim.
Uzunçarşı, Selağızı, Bedesten,
Hapan’a da uğrayıver istersen.
Badem, ceviz, nohut alayım dersen,
Çekinme, doğrudur kilemiz bizim.
Leblebisi, panayırı, sucuğu,
Tadına bayılır çoluk çocuğu.
Kendi yemez ele verir azığı,
İzzet ikram çağlar, deremiz bizim.
Gezir Bağları’nda, Esvap Çayı'nda,
Cevizli Poğaça, Bat’ın yanında.
Semaver çayımız tam kıvamında,
Çörek, simit dolu, filemiz bizim.
Burnumda tütüyor baharı, yazı,
Kete’si, üzümü Laley kirazı.
Yaradan uludur, duyar niyazı,
Vuslatla son bulur çilemiz bizim...
Halit UYGUN
Ekim 2008
Ankara
|
| |
BODUCOĞUN KAVAĞIN DİBİ |
Açtı mı çiğdem çiçek Sivriçal'da ?
Laley kirtik kiraz kızardıysa dalda
Bayır'ın fırından yağlıyı al da
Tat Boducoğun Kavağın dibinde.
Çakırkaya, Kireçli'nin havuzu
Eridi mi Dereboğazı'nın buzu ?
Kasap Ali'den pirzolaya tuzu
At Boducoğun Kavağın dibinde
Çimde atlar aldı gemi azıya
Sığır gider Hıdırlık'tan yazıya
Davarı yeni doğmuş kuzuya
Kat Boducoğun Kavağın dibinde
Çıkar cebinden çift taraflı çakıyı
Söğütten düdük, davundan takıyı
Su yerine büyük küçük rakıyı
Sat Boducoğun Kavağın dibinde.
Gezir'de salatalık çıkar erken
Esvapçayı'nda çökelekli yerken
Panayır halkasında 'şah' derken
Mat Boducoğun Kavağın dibinde. |
Karavana atar kekliğe samura
Tuz koymaz çökeleğe hamura
Yağınca yağmur balçığa çamura
Bat Boducoğun Kavağın dibinde.
İşi gücü yokmuş ne gelir elden
Bağlarda vur patlasın, çalsın telden
Neylesin, su gölden ekmek de elden
Yat Boducoğun Kavağın dibinde.
Mektuplar ulaşmadıysa yâra
Sevdiklerin seni, atarsa nâra
Eşine dostuna kızarsan bir ara
Çat Boducoğun Kavağın dibinde.
Turhal Kadışehir Çekerek Zile
Alışverişte tartıda yapsan hile
Traktörle sınırı söksen bile
Hat Boducoğun Kavağın dibinde
Zileliler unutmasın özünü
Ayırmasın bu Zile'den gözünü
ALTINDAL verdiğin kitap sözünü
Tut Boducoğun Kavağın dibinde. |
| |
Bekir ALTINDAL |
MAKAM-I ULYAYA GÖÇETTİN |
(Meşhur Zile Müftüsü'nün Vefatına)
Ah efendim sensiz işim zaroldu,
Yıkıldı memleket dünyam dar oldu,
Bir dahi görüşmek uhraya kaldı,
Makam-ı ulyaya göçettin Hocam.
Ah efendim yetim koydun bizleri,
Görmez olduk o mübarek yüzleri,
Duymaz olduk o hikmetli sözleri,
Makam-ı ulyaya göçettin Hocam.
Arifler arifi irfanın hadsiz,
Sensiz şu dünyayı neyleriz ki biz,
Bütün gönüllerde koydun derin iz,
Makam-ı ulyaya göç ettin Hocam,
Ağlıyor Zile'nin kale, kulesi,
Ağlıyor beyleri hem de kölesi,
İstiyor ardından herkes ölesi,
Makam-ı ulyaya göçettin Hocam.
Ağlıyor her duyan, Kabristan şadan,
İstedin Allah'tan erdin muradın,
Sağlar mükedder ya, ölüler handan,
Makam-ı ulyaya göçettin Hocam. |
Diller ve kalemler konuşmak ister,
Kaçırdık ki elden kavuşmak ister,
Allah'ım cinanda bizlere göster,
Makam-ı ulyaya göçettin Hocam.
Mücdeciler sizi bize mücdeler,
'Hazırlanmış köşkü, saray, hem neler'
Bilseidik ağlayanlar hep güler,
Makam-ı ulyaya göçettin Hocam.
Ağlıyor, camiiler, alem minare,
Hacılar, Hocalar yandı bu nara,
Ah efendim yarelerim kim sara,
Makam-ı ulyaya göçettin Hocam.
Meftuniyem doyamadım tadına,
Aşık idim Arif Kılıç adına,
Beni kimler alır, artık yanına,
Makam-ı ulyaya göçettin Hocam. |
| |
Abdullah Odabaş/meftuni |
NE GÜZELDİR BİZİM ZİLE |
Vişnesiyle kirazıyla
Ne güzeldir bizim Zile.
Burma bıyık koçlarıyla
Ne güzeldir bizim Zile
Bizim Zile bizim Zile
İşimizde yoktur hile.
Leblebisi ün almıştır.
Yiğitleri nam almıştır
Her çiçekten bal almıştır.
Ne güzeldir bizim Zile. |
Bizim Zile Bizim Zile
Vilayetlik azdır bile
Pekmezi pek tatlı olur
Sofraları batlı olur
Evleri çift katlı olur
Ne güzeldir bizim Zile
Bizim Zile bizim Zile
Sevinçlidir FERRUZİ’yle. |
OZAN FERRUZİ Feramuz YÜNAL-2003
|
SEN ÖYLESİN |
Kale gibi
Zile’de
Şehrin ortasında
Şehre hakim
Sen
Öylesin
Su gibi
Çukur pınarda
İçtikçe içilesi
Bitmeyesi
Sen
Öylesin
Çiçek gibi
Belediye’nin önünde
Farklı
Güzellikte eşsiz
Sen
Öylesin |
Bağ gibi
Memleketimde
Nice tatların buluştuğu
Rüya âlemi
Sen
Öylesin
Çarşı gibi
Kuzeyden güneye
Doğudan batıya
Aradığımı bulduğum
Sen
Öylesin
Zile gibi
Yurdumda
Vazgeçilmez
Bir tane
Sen
Öylesin |
Ömer Yılmaz |
SÖYLE EY ULU ÇINAR… |
Söyle ey ulu çınar, hep seyreder durursun.
Neden boynun bükülmüş, neden halin pek mahzun.
Hiç bir şey görmedin mi ? Bilmez gibi susarsın.
Bizim hikayemizi bizden iyi yaşarsın.
Köklerin derinlerde göğe avuç açmışsın,
Belki sırlarla dolu nice asır aşmışsın.
Selam durur dalların şu yaşlı Bedesten' e
Kim bilir koca gövden şahittir kaç destana.
Kucakla bizleri de öten kuşların gibi,
Gölgen korumadı mı kimsesizi garibi.
Anlat çocuklarıma bir bir hatıraları,
Kimler arşınlıyordu eskiden buraları.
Anlar mı dersin şimdi, seni dinleyen nesil.
Marazlar sarmış bizi, gücün yetiyorsa sil.
Özledin biliyorum şu eski şadırvanı,
Bizde özledik ama, durdurmak zor zamanı.
Dibinde gölgelendi nice isimsiz yiğit,
Sen uğurlamadın mı? nerde yüzlerce şehit?..
Gökten ateş yağarken neden öylece durdun?
Bu şehri yakanlara ne zaman hesap sordun?
Öyle ya sabırlısın, beklersin zamanını,
Yakamaz hiç bir ateş biliriz imanını.
|
Aşıkoğlu Necati ve büfeci Hayrettin,
Eski komşularını söyle ne tez terkettin.
Savrulan her yaprağın bir tarih sayfasıdır.
Çilelerle sırlanmış bir devrin aynasıdır.
Sana kim demiş "ağaç" ? Bizden derindir ruhun.
Dikkatini çekmezsin ferasetsiz güruhun.
Altından gelip geçen duymaz sessiz feryadı,
Senin şu garip halin pek yaralar Murad'ı.
Çok kalemler tüketir, bitmez ki arz-u halin.
Sen Hakk'ı zikrederek daha yıllarca salın.
Aman susmasın ezan, ulaşsın kıyamete,
Şahid olma İnşallah bir daha ihanete!
Bilirsin hor görürler şimdi mahzun Zile'yi
Ruhunda barındırır bilmezler kaç çileyi.
Murat Kurnaz 2005
|
|
ZİLE'YE SEVDALANMAK … |
Sabahında simit satan çocukları,
Onlarla uyanmak, yeni bir güne.
Emeğin kokusunu duymak susamda.
İşçi kahvesinde bir yudum çay içmek.
Bir simidi paylaşmak, bir de tütünü.
Gündelikçi bacımı seyretmek,
Pancar tarlalarında.
Ve emeğe sevdalanmak...
Haziran’da bağlarında oturmak,
Kirazları küpe yapmak kulağa.
Kirtiğini, sarısını, alını...
Sepetlere tane tane doldurmak.
Tepsi tepsi dağıtmak komşulara.
Güz gelince,
Üzüm ezip, kömeleri batırmak.
Kazandibi pestilini, parmak parmak yalayıp
Ağızları tatlandırmak,
Ve doğaya sevdalanmak.
Zerdali ağacına tırmanmak,
Karıncalarla birlikte.
İlkyazın iğde koklamak, çay kenarında.
Yazın yaprak kırıp deveklerinden
Güzün gazel toplamak, sacın altına.
Ve kışa sevdalanmak...
İftar vakti, pide için yarışmak,
Top sesini beklemek pencerelerde.
Davet verip tüm dostlara
Türlü türlü ikramlarda bulunmak.
Teravih’te cami cami dolaşmak.
Sokaklarda konuşmak, sahura kadar.
Muharrem’de dumanı tüten aşureyi,
Kapı kapı gezinerek dağıtmak.
Geceleri evliyada mum yakmak
Ve duaya sevdalanmak...
Çocuk iken, top koşturmak Kale’sinde
Bir dizini kanatmak, bir de geçmişi.
Bozova’ya tepeden bakıp kartal gibi.
Gücünü hissetmek Sezar’la birlikte.
Burçlarında süzülmek, rüzgarla.
Ve yükseklere sevdalanmak...
|
İlkbahar’da bağlarında bülbülle,
Meşk ederken, seyreylemek bir gülü.
Dağlarında menekşeyi, sümbülü.
Ezgilerde dinleyip de, aşıktan.
Türkülerle dolaştırıp, dillerde,
Ve türküye sevdalanmak.
Curfalık’ta çul dokuyan abamı.
Yemeniye oya dizen anamı.
Motif motif izleyip de kenardan
Ve türklüğe sevdalanmak...
Bir güzeli seyretmek, kına gecesinde.
Avucunun orta yerine kına yakınmak.
Mendilini sallamak, halaybaşında.
Güvey hamamında, kaynar sular dökünmek.
Tutuşturup yüreğindeki ateşi,
Ve aşka sevdalanmak...
Bağdaş kurup, bir sofranın başında,
İşkefeyi sunak yapmak,madımağa.
Her sokumda hatırlamak komşuyu.
Lokmaları boğazına dizip de.
Ve dostluğa sevdalanmak...
Yaban eli, diyar diyar dolaşmak,
Hasreti yaşamak yüreğinde.
Her nefeste iç çekerek derinden,
Gurbet elde bulamamak, o demi,
Havasına sevdalanmak, suyuna...
Ve Zile’ye sevdalanmak...
|
Kazım Başekmekçi |
ZİLE DOSTLARI |
Zile'de çok dostlarım,
Herbirisi bir çiçek,
Sözlerim yalan değil,
Hem doğrudur hem gerçek.
Zile düştü aklıma,
Dağlar beni eğlemez.
Döndü yönüm Zile'ye,
Gönül konmaz fileye,
Hizmet gerek köleye,
Zile düştü aklıma,
Dağlar beni eğlemez.
Köle kemter hem deli,
Hakkın aciz bir kulu,
Ağam gani bol eli,
Zile düştü aklıma,
Yollar beni eğlemez.
|
Baksa ağam yüzüme,
Dünya gelmez gözüme,
Gelir takat dizime,
Zile düştü aklıma,
Dağlar beni eğlemez.
Zile'de ben kalayım,
İhtiyacım alayım,
Ağlar iken güleyim,
Zile düştü aklıma,
Dağlar beni eğlemez.
Ağamın cevher sözü,
Sağ eder ağma gözü,
Eritir kalpten buzu,
Zile düştü aklıma,
Dağlar beni eğlemez.
Meftuniyem önüme,
Hiç bir kimse geçemez.
|
Abdullah Odabaş/meftuni |
ZİLE’LİME SESLENİŞ |
Bu şehir, bu ülke bizimdir bizim
Taş üstüne taşı koymaya geldim
Doğruluk,dürüstlük sözümdür benim
Baş üstüne başı, koymaya geldim.
Doğudan batıdan size yol oldum
Zile’mize köle ALLAH’ıma kul oldum
Fakir fukaraya, daim dal oldum
Kaş üstüne kaşı, koymaya geldim.
Alt yapı üst yapı işimdir benim
Zile’yi il yapmak düşümdür benim.
Zorbalığa dayanan, döşümdür benim,
Tuş üstüne tuşu, koymaya geldim.
Caddeler ışıl ışıl, gece gördünmü?
Yollar asfaltladık, gücü gördünmü?
Saygı sevgi bizde, acı gördünmü?
Hoş üstüne hoş , koymaya geldim.
Organize sanayi ye adım atıldı
Renkli renkli kaldırımlar yapıldı
Şevkimize bütün, canlar katıldı.
Çoş üstüne çoş, koymaya geldim.
Yeşillendi çevren, tarihi kalam
Tarihten ibretler, alıyor balam,
Ağaçlar boy verdi, kurbanın olam,
Kuş üstüne kuşu, koymaya geldim.
|
Gece gündüz hiç durmadan çalıştım,
Yorgunluğa, dostum gibi alıştım,
Herkes ile, orta yerde buluştum
Döş üstüne döşü, koymaya geldim.
Gönül bahçesinde, güller derelim
Hep birlikte ona, kanat gerelim
MURAT REİSE de fırsat verelim
Yaş üstüne yaşı, koymaya geldim.
Ayrı gayrı yok, birlik olalım
Sırt sırta verelim,dirlik olalım
Sesimiz tek çıksın, gürlük olalım
Huş üstüne huş, koymaya geldim.
Üç Hilale vuracaksın mührünü,
Ufkun büyük; Açacaksın önünü,
MURAT REİS, yayacaksın ününü
Koş üstüne koşu koymaya geldim.
Hiç bir kimse geçemez. |
|
ZİLE’YE ÇEKEN |
Bir şey var bu yerde,
Bir şey var bu şehirde,
Bir şey var Zile’de,
Beni kendine çeken.
Baba ocağı oluşudur belki,
Geçmişimdir belki,
Eskiye özlemdir belki,
Ya da, topraktır belki,
Belki de beni çeken.
Ne zaman gitsem Zile’ye,
Önce kaleye çıkıyorum.
Sonra eski sokakları,
Bir bir dolaşıyorum.
Mutlak Ulu Camide
Bir sabah namaz kılıyorum.
Sabah namazı sonrası,
Fırınlara gidiyorum.
|
Sıcak ekmek kokusunu,
Şöyle doya doya,
İçime bir çekiyorum.
Ne yapayım bu kokuyu,
Ben çok seviyorum.
Tanıdık tanımadık,
Herkesle selamlaşıyorum.
Sonra girip bir dükkana,
Çay içip, sohbet kuruyorum.
Tanımayan garipsiyordur belki,
Bu da kim ki diyordur.
Kınamayın,
Senede bir ya da iki,
Anca gelebiliyorum.
Gelince de özlediğim ne varsa,
Bir araya sıkıştırıyorum.
Dışarıda olmak zor, özlemse fazla,
Ben bu şehri çok seviyorum.
|
Mehmet Ayhan Günaydın |
ZİLEMİZ |
Ulukavak,üzüm bağlarım,
Seni,sele sele topladım.
Pekmezini tandırında kaynattığım,
Babaannemin tokucunda paklandım.
Kuzinenin külleriyle belendim,
Ben emeği arastanda öğrendim.
Harını ellerimle körüklediğim,
Dedemin örsüyle, tavında çekiçlendim.
Toprağında,ekmekler ektiğim,
Zile,doğduğum yer benim.
Anadolum,memleketim,
Seni,ne çok özlemişim.
|
Mehmet ELMAZIOĞLU Mart 2005 |
|
|
| |
|
|